30 Mart 2011 Çarşamba

Tohum Kağıdı ya da Seed Paper

"Green" konsepti yavaş yavaş hayatımıza yerleşiyor artık. Yeşil binalar, yeşil kampüsler, yeşil konutlar, yeşil ürünler, yeşil sanayiler, yeşil yeşil yeşil...

Mesela yandaki kağıt, öyle sıradan bildiğimiz kağıtlardan değil! Seed Paper ya da Tohum Kağıdı... Daha çok davetiye olarak kullanılabilen bu kağıtların hepsinin içlerine kır çiçeği tohumları yerleştirilmiş. Böylece insanlar bu davetiyeyi aldıktan sonra kağıdı saksıya ekiyorlar ve nur topu gibi bir kır çiçeği yetiştirmiş oluyorlar. Bunun için toprağı sürekli nemli tutmak ve çimlenme esnasında çiçeğimize bol miktarda güneş vermek yeterli. Böylece hem kağıdımız boşa gitmemiş oluyor, onu tamamen doğaya geri kazandırmış oluyoruz. Hem de bu daveti yapılan organizasyonun anısı uzun süre yaşıyor.




Bu kağıt tamamen el yapımı, üretiminde ne ağaç ne de kimyasallar kullanılmamış ve doğaya hiç bir zararı yok.



Yeşil, krem, mavi, mor gibi çeşitli renklerde olabilen bu kağıtlara tahmin edersiniz ki önümüze gelen ilk mürekkeple baskı yapamıyoruz. Doğaya geri dönebilen mürekkepler kullanıyoruz.





Bir sayfa kağıdın fiyatı ne yazık ki 5 dolar, ben hemen bundan yüzyıllar sonraki düğünümün davetiyesini bu kağıtlara mı bastırtsam diye düşündüm ama bir sayfadan 2 davetiye çıksa 300 kişi çağırsam 150 kağıttan 750 dolar yapar. Bilemedim şimdi. Belki o zamana kadar biraz ucuzlar =) Ama eğer siz almak isterseniz buraya tıklayarak sipariş verebilirsiniz.





20 Mart 2011 Pazar

Hancı ve Deniz

"Deniz gibi engin, ölçülemez, güzel ve aynı oranda tedirgin edici mi?
Yoksa liman gibi durağan, sakin ve koruyan mı?
Bugüne dek ilişkilerinizi hangisi gibi yaşadınız?
Nasıl biri oldunuz? Hangisine daha çok benziyorsunuz, denize mi, yoksa limana mı?"

Bir Avuç Deniz filminin uzunca sloganı. Bunu ilk okuduğum zaman hemen denizim ben deniz, diye atladım. Deniz olma fikri o kadar güzel geldi ki bir an. Bence kime sorarsak soralım çoğu insan denizim ben der. Halbuki bildiğin limandırlar.

Böyle bir gerçek var işte: Çoğu insan sıkıcıdır, çoğu insan "o kadar da karakterli" değildir ama lafa gelince hepimiz birer roman kahramanıyızdır hem de Jane Austin romanlarından.

Çok gururluyuzdur, çok güzelizdir, çok zekiyizdir, çok espriliyizdir, çok iyiyizdir...

Herkes çok kolayca rest çekebilir, "Sen benim için bir hiçsin artık, sokaktaki insan kadar değerin kalmamıştır." diyebilir. Bu en kolayı aslında. Zor olan bunu söyledikten bir kaç ay sonra arkana dönüp bakmamaktır.

İşte benim de katlanamadığım bu.

Şayet erkek olsam bu salak kızları görünce aksi yöne son sürat hızla kaçardım, evet!

Gururlu davranmak kolay ama gururlu olmak çok zordur.

Bir de gururlu olmak marifet değildir. Marifet elinden geleni yapmaktır bence, daha sonra geriye bakmamaktır marifetlerin en büyüğü. Bunu başarabilirsen ne mutlu sana. Bu hayatta mutlu olmak için yaşıyoruz çünkü.


Şimdi söyleyin bana yolcu musunuz yoksa hancı mısınız?

Ben söyleyeyim:

Hancısınız işte! (en azından çoğunuz)

Sizlere naçizane tavsiyem en azından hancı olduğunuzu kabul edin de gidin hanınızı güzelleştirin biraz.