27 Şubat 2011 Pazar

Kuş Olmak

Kuşlar hafif midir?

Eğer öyleyse ben de kuş olmak isterdim.

Kuş gibi hafiflemek...





Ignorance is bliss = Görmezden gelme, araştırmama, bir takım olayları deşmeme mutluluktur

Ben lisedeyken çıkmıştı bu şarkı ilk defa, sözlerinin çıktısını alıp, oturup tamamen ezberlemiştim, dinleyince anlarsınız, sözleri baya hızlı ve de bol maşallah ama çok da güzel ve anlamlı. Yıllar sonra, yani az önce denk geldi, hiç unutmamışım sözlerini o zamanlar söylediğim gibi takılmadan söyleyiverdim yine. Demek ki, karaokeye gittiğimizde bu şarkı da listede olacak

Bu arada oturup şarkı ezberlemek de ne ya? Günümüzde liseli gençler bunu yapıyor mu hala? Bir ara Christina Aguilera'nın Fighter ve Dirrty şarkılarını da ezberlemiştim. Hey allahım! Ah ergenlik, o dönemki tüm aptallıklarımı ergenliğe vurup savuşturuyorum başımdan. Bunu da öyle yapayım en iyisi. Ama günümüzün gençleri sanki daha aptal, onlarınki ergenliğe bağlanamayacak cinsten gibi sanki. Neyse bu başka konu.





Bir de size bu klip hakkında gereksiz bir bilgi, bazen hareketler hızlanıyor bazen de yavaşlıyor ama Sandi Thom'un ağzı hep şarkıyla beraber gidiyor.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Mucize tatlı

Evet, light kek tarifi vereceğim size. 3 kaşık şeker, sıfır yağ, 7 kaşık un... Hepsi bu kadar, böyle hafif bir şey işte.

Portakal Şuruplu Kek

Hamuru için
1 tane yumurta
3 kaşık şeker
7 kaşık un
1 çay bardağı taze sıkılmış portakal suyu
1 paket kabartma tozu

Şurubu için
3 kaşık şeker
1 portakal kabuğu rendesi
2 çay bardağı taze sıkılmış portakal suyu




















Hamuru hazırladıktan sonra küçük bir kek kalıbında önceden 150 dereceden ısıtılmış fırında yaklaşık 15-20 dk pişiriyoruz, çok çabuk pişiyor bu hamur dikkat edın yakmayın, sonra o şurubun malzemelerini karıştırıp bir taşımlık kaynayıncaya kadar pişiriyoruz. Sonra bu şurubu tamamen soğumaya bırakıyoruz. ve ondan sonra sıcak yeni pişmiş kekimizin üstüne döküyoruz.


Hepsi bu kadar, hayatımda yediğim en hafif tatlı. Kek dediğime bakmayın, revani şeklinde bir görünümü var.

Kesinlikle tavsiye ederim.

Afiyet olsun

When love goes wrong

Marilyn Monroe ve Jane Russell den çok güzel bir şarkı.
Keşke "Aşk kötü giderse her şey kötü gider." genellemesi geçerli olmasa. Hayatın bu kadar merkezinde olmasa, ama sanırım öyle.

ya da bu genelleme beraberinde şunu da getirse

"Aşk iyi giderse her şey iyi gider."

Hayır, böyle bir dünya da yok ne yazık ki!


Bu arada en başta Jane Russal'dan sonra Marilyn Monroe söyleyince Marilyn'in ne kadar dişi, seksi bir kadın olduğu bu konuda çok ayrı olduğu belli olmuyor mu? Hatunun kaşı gözü ayrı oynuyor şarkı söylerken.İyi ki onun döneminde yaşamamışım yoksa intiharına çok üzülürdüm.

25 Şubat 2011 Cuma

Küreselleşmek, Zehirlenmek?

Bilgi zehirlenmesi yaşamamıza az kaldı, bakın buradan söylüyorum!

İnsan Kaynakları Yönetimi hocamız bize Did You Know? (Biliyor muydunuz?) diye bir video izletti geçen gün. Bilgiler hakkında istatistiki gerçekler söylüyor bu video bize.


Buradaki en çarpıcı slaytlardan birisi de New York Times gazetesinin bir haftalık bilgi değerinin 18. yüzyılda yaşayan bir insanın hayatı boyunca öğrenebileceklerinden daha fazla olabileceğiymiş.

1700 lü yıllar yani. Demek ki boşuna değilmiş o dönemde yaşayan asillerin en az 3-4 bilmesi, öğrenecek o kadar da şey olmadığından onlar da kendini dil öğrenmeye vermiş!

Ben o videonun yalancısıyım. Her ne kadar inanmak güç olsa da bence çok çarpıcı bir şey bu. Bana kalırsa ilerde şuan yaşadığımız çağa kesinlikle bilgi çağı denilecek.

O kadar çok şey bilmemize gerek var ki! Türkiye'nin tarihi, güncel olayları, ekonomisi, politikası, iş dünyası, yeni pazarlama trendleri...

Gazetelerden, internet sitelerinden, televizyon programlarından, maillerden, sosyal medyadan her şeyi takip etmen gerek. Sadece ekonomi, politika değil güncel olman gereken; sanat, spor ve çeşitli hobilerle ilgili gelişmeleri de takip etmelisin. Sadece Türkiye'yi değil Amerika'yı, Avrupa'yı, Uzak Doğu'yu hatta son günlerde Arap dünyasını da takip etmelisin. Oralarda yapılan çeşitli sanat filmlerini izlemeli, futbol liglerini, döviz kurlarını takip etmeli, yurtdışında yazan çeşitli blog yazarlarına abone olmalısın. İngilizce bilmek zaten farz, ama eğer Almanca ya da Fransızca biliyorsan en azından haftada bir defa da bu dillerde yazılan yerel gazeteleri okumalısın.

Bilgi biriken de bir şey, eskiden sadece önemli olanları ağızdan ağza yayılırmış, önemsiz olanları uçar gidermiş. Şimdi öyle mi? Artık yıllardır biriken çeşitli makaleler hakkında bilgi sahibi olmamız gerek. Daha biz doğmadan yazılmış olan şeyleri bugün bilmekle yükümlüsün.

Takip edilmesi gereken onlarca yazar, köşe yazarı, blog yazarı... Bunlar da yine sadece Türkiye'den değil mümkünse dünyanın çeşitli köşelerinden olmalı.

Okunacak çok makale, yazı, roman vs. var. Ama aynı zamanda ölmeden önce izlemen gereken 1001 film, dinlemen gereken 1001 müzik, bakman gereken 1001 resim, dinlemen gereken 1001 tane masal var.

Eğer ilgin varsa 5-6 sezonluk dizileri izlemeli, bunlar hakkındaki yorumları okumalısın. Bundan da geri kalmamalısın.

Tiyatrolar, danslar, filmler, galeriler, konserler, söyleşiler, sempozyumlar, kongreler...

Bunların dışında ise yemek, uyku, temizlik gibi birincil güdülerini gidermeli, sonrasında bu ikincil sosyal güdüleri takip ederken arkadaşlarına da zaman ayırmalı, çeşitli aktiviteler düzenlemelisin. Alışverişe harcanan zamanı söylemiyorum bile.

Gece uyumayıp Beyaz Show izleme gibi bir zevkin varsa yine mümkünse Oprah'ı da seyretmelisin.

Hülya ile Gülben en son ne demiş derken, Paris ile Lindsay ne giymemiş onu da bilsen iyi olur.

Eğer ki; gezi, fotoğraf gibi çeşitli hobilerin varsa işin çok daha zor. Gezilecek o kadar çok yer, çekilecek o kadar çok manzara remi var ki.

Bence şöyle bir hobi de olmalı: Tüm dünyanın tüm dillerindeki gezi dergilerini takip etmek.

Yemek yapmayı seviyorsan işin bundan 15 yıl önce çok kolaydı, sadece Amasya'nın elması, Adana'nın kebabını, Urfa lahmacununu, Kocaeli pişmaniyesini bilmen yeterliydi ama şimdi bunların yanında Fransız şaraplarını, Hint baharatlarını, Çin'in az pişmiş yemeklerini de bilmek ve yapmak durumundasın.

İşte böyle. Bu örnekler o kadar çoğaltılabilir ki!

Yemekten, siyasete; ekonomiden, belgesellere hakim olman gereken çok şey var.

Benim bloğum da arada kaynasa güzel olurdu =) Her şeyi okuyorsun, bunu da okuyuver.

Küreselleşme çağındayız. Bilgi de aynı şekilde küreselleşiyor, ama ayırt edilmesi gereken bir şey var:

Bu globalleşen bilgi mi yoksa bilgi zehirlenmesi mi?

11 Şubat 2011 Cuma

Wine Makes Life Fine

Evet, sonunda ben de 14 şubat furyasına yenik düştüm ve bir hediye beğendim. Şuana kadar markafoniden tutun da şehir fırsatı gibi pek çok sayıdaki online alışveriş sitelerinde yapılan 14 şubat promosyonlarını görmezden geldim, bilboardlara gözümü kapadım, mağazaların özel sevgililer günü koleksiyonlarını duymamış gibi yaptım. Çünkü gereksiz olduklarını düşünüyordum. Şahsen ben sevgilimin bana 14 şubat günü bu reklamların ve "Sevgililer gününde ne planınız var?" sorusunun gazına gelip hediye almasındansa ya da sırf 14 şubat diye bir şey almasındansa 15 şubat, 5 nisan ya da ne bilim 23 ağustos gibi benim için sıradan olan tarihlerde durduk durmadık yere o şeyi görüp aklına ben geldiğim için alması beni çok daha mutlu eder.

Konu dağıldı yine, söylemek istediklerim bunlar değil. Konu şu ki şuana kadar sevgililer gününü reddetme çabalarım aşağıdaki içki çantasını görene kadardı: Çok güzel değil mi? 16 TL ama olsun, ben çok beğendim. Sevgililer günü konseptine çok uygun geldi bana. Sizlere öncelikle hediye almamanızı ama illa alacaksanız da böyle bir şey tavsiye edebilirim.

www.berryshop.net adresinden alabilirsiniz.