21 Eylül 2010 Salı

Küçük Ayça Okulda

Ben Adana'da ilkokul birinci ve ikinci sınıfı Mimar Kemal İlköğretim Okulu'nda okumuştum. 3. sınıfta ise sadece bir hafta Mimar Kemal'e gittim daha sonra dönem ortasında yeni evimize taşınacağımız için okulum bölünmesin diye annemler beni yeni evin yakınlarındaki bir okula yazdırdılar.

3-A sınıfındaki ilk günüm çok sancılıydı, Mimar Kemal'de çok iyi bir ortamım varken şimdi hiç tanımadığım insanlar arasında (onlar geçen 2 senede çok iyi arkadaş olmuşlar tabii) yalnız hissettim kendimi ilk saatlerde. Daha sonra öğretmenimiz dedi ki "Size 2 gün önce ödev olarak verdiğim şiiri ezberlemişsinizdir artık, yeterli süreniz vardı ve şimdi onu okuma zamanı." dedi. Sınıfta bir panik bir panik... İlk sıradaki çalışkan çocuklar okudu tabii hemen, ama sınıfın yarısı ezberlememiş, hoca ezberlememiş olanlara nasıl kızıyor anlatamam. Ben de sınıfın en arkasında, en köşede oturuyorum. Sıranın bana gelmesine çok var daha. Ben izliyorum sınıfı, şiirin olduğu kitap da önümde. Tabii benim ödevden haberim olmadığı için çok rahatım, benden bir beklenti yok çünkü, okuldaki ilk günüm daha. Neyse sıra bana geldi, hoca da yeni öğrencisi korkmasın diye bana dedi ki:

"Kızım senin ödevden haberin yoktu, sen okumayabilirsin şiiri."

Peki ben ne cevap verdim??

"Hayır öğretmenim hiç sorun değil, ben arkadaşlarım okurken şiiri ezberledim bile."

Evet, bunu ben dedim, o anda öğretmenin gözleri parladı, ama bence benimki daha çok parlıyordu.

Ben şiiri ezbere okudum, hiç takılmadım, su gibi aktı, söyledim.

Sonra hoca sınıfa bir döndü ve dedi ki "Utanın bakın kız oturduğu yerde ezberlemiş, siz kaç gündür hiç çalışmamışsınız."

Ben hiç istifimi bozmadan oturdum ve daha sonra uzun boylu, çalışkan kızların olduğu gruba girdim ve yalnızlığım 3 saat içinde son buldu.


Burada asıl sorulması gereken şu:

Ben şiiri ne ara ezberledim??

Dedim ya Mimar Kemal'de 3. sınıfın ilk haftası ordaydım daha sonra okulum değişti diye. O bir haftada, biz o şiiri çoktan geçmiştik. Ve dolayısıyla ben o şiiri ezberleyeli 4-5 gün olmuştu. Yani arkadaşlarım okurken içimden ezberledim olayı külliyen yalan!!...

Bunu yaptığımda 9 yaşımda olmam tamamen ayrı bir olay. Bence Barış Manço bunu bilse bana "Adam Olcak Çocuk" derdi, daha o yaşlarda başlamışız biz self-branding olaylarına. Bildiği şeyi nasıl bir satma olayıdır bu, o ara o cümleyi hangi şeytan söyletti bana inanın hiç haberim yok!


10 Eylül 2010 Cuma

Büyü Dükkanı (Magic Shop)

Yeşim Türköz'ün yeni kitabını okuma şansı buldum. Kitaplığımda uzun süredir duran bir kitabı okuduğumda bunca zaman boyunca o kitap orada nasıl durmuş, yanı başımda bir cevher saklıyormuşum der ve bunca zaman o kitabı kaçırdığım için üzülüyorum. Bu kitap da öyle oldu benim için. Üzüldüm daha önce okumadığım için.


Kitabı çok iyi anladığımı düşünüyorum çünkü her gece dua ederken o kadar çok dikkat ediyorum ki istediklerime. Hep benim için en hayırlısı olsun diye dua ediyorum. Liselere yerleştirme sınavından sonra en çok mutlu olacağım, benim için en güzel olacak liseye gideyim diye dua ederdim mesela. Ama deliler gibi fen lisesi istiyordum yine de fen lisesini kazanayım demedim hiç bir zaman. Sonra orada okuyan tanıdıklardan gördüm ki fen lisesi bana göre değilmiş, kendi lisem bana çok daha fazla şey katacak olanaklara sahipmiş ki kattı da. Üniversitede de öyle oldu, ağzım iyi laf yapıyor diye insanların gazına gelerek tüm lise hayatım boyunca hukuk okumak istedim.Üniversite için 9 tane tercihimin 7 si hukuktu ama ben işletmeyi kazandım. Şimdi bakıyorum da hukuk da bana göre değilmiş. O kadar ezber, okuma, adliye falan beni mutsuz edermiş.İşletme bana çok ama çok daha uygunmuş. Şimdi daha iyi anlıyorum. Üniversite için de en hayırlısını istedim, o da oldu bana göre.


İstediğimiz şeyler önemli, bazen sonuçları görecek kadar olgun olmuyoruz isterken. En azından benim için öyle, akademik açıdan kendim için en iyi olanı görememişim önceden ama şanslıyım ki benim için en iyisi oldu. Günlük hayatımda da çok zor oluyor bazen ama kendim için en hayırlısı olsun istiyorum eğer çok sıkışmışsam da o çok istediğim şeyin en hayırlı olmasını diliyorum =)


Kitaba dönecek olursak, Büyü Dükkanı kesinlikle okunulması gereken bir kitap,




Hayatta en çok istediğiniz şey,



hayattan alabileceğiniz en iyi şey midir?






Hiç mucizelere inandığınız oldu mu? Ya da en azından bir mucizeyi düşlemenin gizli zevkini tattığınız? Örneğin “dile benden ne dilersen” diyen cömert bir cininizin olduğunu hayal ettiniz mi bir an olsun? Ya da isteklerinizin bir çırpıda gerçek olduğu büyülü bir mekânı? Belki evet, belki de hayır...

Büyü Dükkânı, hayatta istenebilecek her şeyin varolduğu, mucizevi alışverişlerin gerçekleştiği bir mekândır. Ünü ülkenin dört bir tarafına yayılmış olan bu dükkâna gelen müşterilerin tek bir hedefi vardır: Kendilerine herşeyin vaadedildiği bu yerden, hayatta en çok istedikleri şeyi almadan ayrılmamak... Kimisi geçmiş yıllarını geri almak, kimi büyük bir aşk yaşamak, kimi de korkularından kurtulmak için oradadır. İsteklerine biçilen bedeli ödemeye çoktan hazırdırlar. Ancak Büyü Dükkânı’ndaki alışverişler kolay değildir. Çünkü usta satıcının bir kuralı vardır: Müşterisini dükkândan alabileceği en iyi şeyle göndermek... Yaşlı adam ile müşterileri arasında geçen sıkı pazarlıklar, hayata dair önemli sorgulamalar içermektedir.

Büyü Dükkânı’nda siz de kendi gerçeğinizle karşılaşabilirsiniz. Ancak şu soruya hazırlıklı olun:

Hayatta en çok istediğiniz şey, hayattan alabileceğiniz en iyi şey midir?

8 Eylül 2010 Çarşamba

Keyifli Bir Gün 2 / Mile in These Shoes

Hani derler ya erkekler kadınlardan fiziksel olarak çok daha güçlüdür çok daha dayanıklıdır diye, bugün bunu ciddi olarak sorguladım. Erkeklere de birer topuklu ayakkabı verelim ondan sonra bir daha konuşalım bu konuyu. Çünkü burada çektiğin acı bir anda olup, geçen bir şey değil!! Yumruk yersin tahminimce bir kaç saat acır geçer (herhalde).

Ama topuklularla öyle mi? Bugün çektiğim acıyı ben biliyorum. Ayaklarım, o topukluları çıkardıktan sonra bile doğru dürüst basamadı bir süre. Alışveriş zaten yorucu bir olay, bir de o 12 cm topuklularla olamaz.

Estetik duygusunu sorgulamama sebep oldu resmen!!.

Normalde alışveriş merkezine topuklularla gitmezdim, böyle bir hata yapmazdım asla ama iş çıkışı olunca ayakkabıyı değiştirmeye eve gitmek olmadı. Bir diğer olay da yanınızda Cansu Ç. gibi bir alışveriş canavarı olmasın, buradan beni o acı içinde tüm İstinye Park'ı gezdiren kendisine teşekkürü bir borç bilirim.

Sorguladığım bir başka özellik ise, bu defter çılgınlığım. Morning Glory, beni benden alan defterleriyle her sezon başında deliler gibi not tutma sözü verdiyor bana. Küçükken kırtasiye yüzü görmemiş gibi saldırıyorum tek kelimeyle. Cansu Ç. de benden geri kalmaz hani, cashbook almasıyla meşhur, o derece.

İşte morning glory defter kapaklarından güzel bir örnek. En kısa zamanda fabrika satış mağazası bulmak lazım, bu böyle devam etmeyecek çünkü.

7 Eylül 2010 Salı

Her Zaman Derim:

Nefret etmek, üzülmekten çok daha kolaydır.