30 Ağustos 2010 Pazartesi

Müzik Ruhun Gıdasıdır ve Bana Konulan Teşhis: Gıda Yetersizliği

Kardeşim 9 gündür benimle beraber evde. İlk defa evime geldi. Ev arkadaşım Duygu ise Tekirdağ'da. O yüzden evde tek takılıyoruz Tolga'yla. Beraber yemek yapıyoruz, sonra etrafı topluyoruz bol bol film izliyoruz ve geziyoruz tabii ki. Şuana kadar maşallah gayet iyiyiz. Twitterda da yazdığım gibi bu hafta milat bizim için.

Evde kardeşiyle yaşıyınca insan, daha rahat oluyor haliyle. Evin içinde istedğim gibi geziyorum, mutfağı dağınık bırakabiliyorum ya da gecenin bir yarısı istediğim gibi saatlerce telefonda yüksek sesle konuşabiliyorum. Tolga'yla bu kadar uzun bir süredir aynı evde kalmamıştık. Bu bana eski günlerimi ve de eski alışkanlıklarımı hatırlattı.

Şimdi ev arkadaşım Duygu evdeyken rahatsız olmasın diye çok yüksek sesle müzik dinlemiyorum. Sesim çok kötü olduğundan biraz da utandığımdan evde özellikle de banyoda şarkı söylemeyeli 3 yıl oldu! 1 yıldır evdeyim ve durum böyle bir de bunun yurt hali var, yurtta mümkün değil o cadılar bana şarkı açtırmazdı, yurdun duşlarında da şarkı söyleyince insanlar ister istemez gülüyordu.

Ama...

Ama Tolga öyle mi?

Canım benim, son 3 saattir, aşağıdaki listeyi defalarca, bağıra bağıra söylüyorum bir yanıma gelip. "Abla yahu kaç yaşında kız oldun hala bas bas şarkı söylüyorsun, hiç mi değişmedin, büyümedin sen!" demedi.

Winamp, fizy, dailymotion eşliğinde bir sürü şarkı bilgisayarda son ses, kulağında kulaklık ve salonun ortasında karanlıkta şarkı söyleyen bir kız düşünün, o benim. Tabi dışardan duyulan sadece benim detone sesim.

Lisede sabah uyanırdım ilk iş, bilgisayarımı açardım ve formamı giyerken Aslı'nın Keşfi Alem ini söyleye söyleye hazırlanırdım okula. Öyle giderdim.

Tolgacım iyi ki gelmiş, gelmesiyle birlikte beni eski alışkanlıklarıma götürdü, saolsunn.

Ayrıca bugün ruhumun beslenmeye ihtiyacı vardı, bol bol müzik dinledim. İsabet oldu.

Pixie Lott dışında lisede dinlediğim şarkı listemin bir kısmı var aşağıda , salonda bağıra bağıra söylediklerim hani
(Üstüne tıklarsanız siz de dinlerseniz)











Demir Demirkan: Yalanlar











26 Ağustos 2010 Perşembe

Faks?

Faks çektim, hayatımdaki ilklerden biri gerçekleşti az önce. Çok ilginç bir makine bence faks. Daha ilginci ise sesleri bir yöne aktaran telefonu değil de yazıları bir yere aktaran faksı ilginç bulmam, neyse.

Faks çekerken düşündüm ilk defa ne zaman duydum ben bunu diye, sanırım Klip 98 tarzı sabah programlarında gördüm. Evet, eskiden sabah şekeri tarzı programlarda faks makinesi olurdu ve bir sürü, sayfalarca faks gelirdi sunuculara.

Merak ettim de o faksları çeken insanların evinde faks mı vardı? Yoksa faks her evde olan bir şey miydi? Öyleyse bizim evde neden yoktu ve halen yok?? Daha vahimi yoksa iş yerlerinde faks makinesi olan iş adamları/kadınları mı bu programları takip ediyordu?

Aydınlanmaya ihtiyacım var!
Acilen!

10 Ağustos 2010 Salı

Kendime Not

Yazı yazarken konudan konuya atlama eğilimim gözümden kaçmadı. Bunun önüne geçmek için her yazımın altına, o yazıyı yazarken aklıma gelen konu başlıklarını yazacağım. Böylece bir yazıyı yazarken aklıma gelenleri görmüş olacağım ve konudan konuya atlamayacağım.

Ev Sahibim Atom Karınca Senden Nefret Ettiğimi Biliyor muydun?

Bu geçtiğimiz bir buçuk aydan tek kelimeyle nefret ettim! Şu son bir hafta hele, gözüme bir daha görünmesin!

Çok zor, çok zor diye sürekli şikayet ediyorum farkındayım, zaten yakında bloğumun adını şikayetçiyim.blogspot.com diye değiştireceğim az kaldı. Bütün bu şikayetlerimi şımarıklık olarak yorumlayanlar olabilir, böyle düşünürlerse hak veririm şahsen, çünkü derslerinin zorluk derecesiyle karşısındakilere hava atan öğrenci profiline sahip bir okulda okuyorum. Ama bu sefer, gerçekten şımarıklık değil, hasta oldum. Zona döküyorum. Zaten uçuklarım meşhurdu, bir de zonası eksikti. Her gören "Bir derdin mi var yavrum, nen var senin?" diyor bana. Çünkü zona kafayı bir şeye takınca olan bir şeymiş. Ben de metin görünmeye çalışıyorum ama fondan en arabesk şarkılar çalıyor, diyorum ki "Sınavlarım vardı geçen hafta, zordu biraz, ondandır." Herkes de "Ah Ayça'cım lütfen bu kadar dert etme yahu, altı üstü bir ders." diyor bana. Halbuki ortada buz dağının görünen kısmı vakası var, haberleri yok.

Haftasonu, kira kontratını yenilemek üzere Almanya'da yaşayan ev sahibimizin kayınbiraderi olan o adam geldi eve, imzaladık sözleşmeyi, sonra biz evdeki eksiklikleri göstermeye başladık ki, onlar tamir ettirsin ve böylece bizim kiraya verdikleri zam burunlarından gelsin. Neyse, bizim salonda tavanın sıvasında bir çatlak var ve he geçen ay sanki biraz daha aşağı iniyordu o çatlak. O çatlağı gösterdik biz bu ev sahibinin kayınbiraderine (bundan sonra kendisine atom karınca diyeceğim), adam merdiveni istedi, çıktı ve elledi çatlağı. Sonra böyle bir yukarı aşağı derken, ben bunu aşağı indiriyorum dedi ve indirdi. Salonun bütün tavanının sıvasını aşağı indirdi.

...
...
..
..
...

Böyle bir sustum ben, salona bakıyorum, elleme o tavanı aşağı inecek dememe kalmadan atom karınca indirdi tüm tavanı. Tüm koltuklar, sehbalar, televizyon falan battı. E be adam, madem canın oyun istedi akşam akşam söyle bize o koltukları kaldıralım değil mi ama. İndirmek lazım aşağı o tavanı biliyorum ama, o gece düşmezdi o tavan yani. Sınav sonrasını bekleyebilirdin, bize sorabilirdin ama nerdee? Sonra tüm gece evde sıvacı, tavana yeniden sıva yapıldı, ve yarın sabah benim sınavım var. Uğraştığım şeylere bakın!

Ev sahibim senden nefret ediyorum, biliyor musun?

Gece gece bizim başımıza iş açtınız, sizin işiniz, gücünüz yok ama bizim var, ben bütün hafta boyunca ders çalışırken hafta sonu Avşa Adası ya da Kilyos en azından bir Inception hayali kurarken, o çok yoğun ve zor sınavlarımdan sonra evde alçı temizledim, tavan boyadım, yer sildim... Sınavlar hiç de istediğim gibi değil, parama mı, emeğime mi, zamanıma mı üzüleyim bilemedim.

Hava çok sıcak, evde klima yok, apartmanlar dip dibe ve pencereyi açsan bile perdeyi açamıyorsun.

Formül belli

Sınav+ Atom Karınca + Sıva+ Sıcak = Zona

Her şeyden teker teker nefret ettim kısaca.

Sınavlar bitti, evdeki inşaat bitti ama şimdi de zonacığım başladı, bir de şu sırt ağrılarım...

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Gibi

Eski şarkıları dinlemeyi çok seviyorum, o dönemi çok hatırlamama rağmen ben bile 90 lardaki gibi şarkılar yok bugünlerde deme hakkını buluyorum kendimde. O dönemde Oya-Bora vardı, biz çok severdik çocukken onları, ne bilim ana sınıfında falan arkadaşlarla oturur onları konuşurduk,onların taklidini yapardık ya da benle aynı yaşta olan kuzenimle beraber Oya-Bora kasedini teyibe koyar ve çeşitli dans figürleri yaratırdık bir nevi koreograftık, dansçıydık da aynı zamanda.

"Seni Bana Yazmışlar" ve "Ara Beni" favori şarkılarımızdı, açar açar oynardık, ya da lastik oynarken bu ritmlere uygun hareketler uydurur ve arkadaşlarımıza da öğretirdik bu figürleri. Lastik de ilginç bir oyundu bu arada. Türk Oyunu vardı mesela, onda akrobatik hareketler daha ağırlıklıydı, Çelik'in Meyhaneci şarkısına uydurulan oyun kadar kıvrak değildi, neyse bu çok ayrı bir konu. Konumdan sapmayayım şimdi.

Oya Bora'nın benim için anlamı diğer çocuk arkadaşlarıma göre daha farklıydı. Kreşte benden hep "Ara Beni" şarkısı söylememi isterdi hem öğretmenlerim hem de arkadaşlarım. Ben de, saf, söylerdim her seferinde.

...
Ara Beni öptüm seni seni
Çok özledim deli bigi
(Gülüşmeler)

Yanlış yazmadım, ben küçükken gibi edatını söyleyemiyordum, gibi değil de bigi derdim hep :/
İnsanlar da bunu duymak için bana hep yukardaki şarkıyı söyletirlerdi.

Ben de bu şarkının benden yoğun talep almasının sebebinin o gül sesim olmadığını anlayınca (uzun bir süreden sonra) artık söylememeye başladım o şarkıyı, insanlar da bana bigi yi söyletmek için başka yollar aramaya başladılar.

Mesela o dönemde bir komşumuz, koltuk minderini bana göstererek

"Bak Ayça bunun adı gibi." dedi, "Neymiş bunun adı bir de sen söyle bakayım."

"Hayır bir kere onun adı minder tamam mı bigi değil?"

Off nerden geldiki şimdi bu anı aklıma durduk yere,
Sanırım makroekonomi çalışırken kendimi ezik hissettim ve geçmişteki ezik günlerim geldi aklıma. Saat de gecenin ikisi olmasa annemi arar ve bu konudaki diğer olayları da sizlerle paylaşmak isterdim ama, okul öncesi hafızamla idare etmek durumundayız hepimiz.

Aslında konuşmayla ilgili sıkıntılarım bununla sınırlı değil. Örneğin, 6-7 yaşlarımdan itibaren çok konuşkan olmama ya da böyle cümlelerim arasına "Iııımmm, Uuumm" gibi esler koymayışıma bakmayın, ben çok geç konuşmaya başlamışım. 5 yaşına kadar dilimden sadece annem anlıyormuş. Bunu da kime anlatsam "O gün bugündür susmuyorsun maşallah." der ben de "Biraz orjinal ol da diğerlerinden farklı bir tepki ver." derim. O yüzden siz öyle demeyin, cevabı bakın yukarda =) Bursa'ya gitmişiz ailecek, orada dilim açılmış, Adana otobüsüne bindiğimiz andan itibaren benim dilim çözülmüş ve o gün bugündür susmamışım :P