5 Aralık 2010 Pazar

Yarım Haftasonu

Bu haftasonu çok güzel bir haftasonu olabilirdi.
Mehmet cumartesi günü telefonuyla uyandırdı beni.

"Ayça çok sıkıldım hadi seni alayım kahvaltı yapalım sahilde." dedi.

Ben de bunun çok güzel bir fikir olduğunu ancak pazartesi günü sınavım olduğunu söyledim geri yattım. Daha sonra yine aradı yaklaşık bir saat sonra falan.

"Olmaz Ayça, sınavlarım yeni bitti, hem çok özledim seni, 2 saat takılırız sonra sen yine evine gider ders çalışırsın." dedi bana.

Hayırı kabul etmeyen bir şahıs kendisi, ancak kendisi hayır demeye bayılır!

İyi gel dedim ve duş aldım, hazırlandım, çıktım.

Talip, Mehmet,ben...

3ümüz sahile gittik. Lokma'da vale servisi var diye oraya gittik ama yer yokmuş. Biz de geri çıktık ama arabayı geri istemedik tabii. Hemen yanındaki Antik Cafe'ye gittik. Orda işimiz bitince de Mehmet Lokma'ya geri gitti ve hemen 1 dk sonra sanki oranın müşterisiymiş gibi geri çıktı ve aldı arabasını.

Daha sonra Macrocenter'a gittik oradaki çayları falan sevdik sonra geri yerlerine koyduk.

Daha sonra da İstinye Park'daki Mudo'ya gittik. Oradaki eşyaları da sevdik, herbirine ayrı ayrı ilgi gösterdik.

(1. çoğul şahıs ekiyle çekimliyorum fiillerimi ama siz yanlış anlamayın burada kastettiğim Mehmet ve ben. Talip mümkün değil ilgilenmez böyle şeylerle. Bunu son zamanlarda daha iyi anlıyorum zaten. Eskiden benimle saatlerce D&R, Kabalcı, Tepe Home gezen adam, şimdi, şuraya gidelim mi diyince "Boş işlerle uğraşma Ayça." diyor bana! Ben de yanıma Mehmet'in desteğini almışken tüm "boş" mağazaları gezdirdim Talip'e)

Neyse;

Mudo'dan bu tuzlukla karabiberliği aldım:















Bu haftasonu tam anlamıyla çok daha güzel bir haftasonu olabilirdi. D&R dan aldığım aralık dergilerini, haftasonu gazetelerini okuyabilirdim bu güzel yağmurlu pazar gününde. Ancak oturup yarınki marketing sınavına hazırlanmalıyım. Öyle.

1 yorum: