25 Temmuz 2009 Cumartesi

Beterböcek (Beetlejuice)

In this house... If you've seen one ghost... You haven't seen them all...

1988 yılında yapılmış bir film, ben doğmadan 1 yıl önce. Günümüz filmleriyle yarışamasa da zamanınında efsane olmuş bir film, ki ben 7-8 yaşlarındayken de hala sevilerek izlenirdi. Geçen gün "Alice in Wonderland" filminin fragmanını izlerken; bu filmin yönetmeni Tim Burton'ı daha iyi araştırmaya karar verdim ve bu adamın 88 yılında yapmış olduğu ve tarzını en iyi şekilde yansıttığı ilk filmin Beterböcek olduğunu okudum. Küçükken anneannemlerde bir cumartesi gecesi izlediğim ve o zamanlar farkında olmasam da, 20 yaşına geldiğimde kendini tekrar gösterecek olan, büyük hayranlık uyandırmış bir film. Konusu ise gerçekten çok hoş:

Bir trafik kazası geçiren evli genç çiftin evlerine döndüklerinde aslında ölmüş olduklarını ve "öteki tarafa" kabul edilinceye kadar kendi evlerinde bir hayalet olarak kalmaları gerektiğini anlamaları uzun sürmez. Ama evlerini emlakçıdan satın alan züppe şehirli aile eve yerleşince huzurları kaçar ve yeni işgalcileri defetmek için Beterböcek adlı başka bir hortlaktan yardım istemek zorunda kalırlar.


İşte korkunç olmayı beceremeyen bu hayaletlerimiz başka bir hortlaktan yardım istemeye karar veriyorlar ve hikaye de burada başlıyor...

video

En kısa zamanda kalanını izlemem gerekecek!!

19 Temmuz 2009 Pazar

Mehmet Emin


Söz yazarı, şarkıcı, ressam, profesyonel fotoğrafçı, dansçı, model, yazar, JLO fanı, süperstar, sinema eleştirmeni, moda eleştirmeni, senarist, oyuncu, yönetmen, karateci, koreograf, avukat, vs vs vs.... Bu liste çokk uzunn herkesin hayatında bu özellikleri taşıyan biri olmalı mutlaka. Bende de Mehmet bu kontenjanı dolduruyor. Herkese şiddetle arkadaş olmasını tavsiye edeceğim bir insan kendisi.İnsanın ufkunu genişleten şahıslardan. Onunla tanışınca hayatınız kesinlikle eskisi gibi olmuyor. Eğer kendisiyle arkadaş olma şansı yakalayamadıysanız en azından bloğunu okuma şansına sahipsiniz.

http://digertarafta.blogspot.com/

Twilight Çılgınlığım

Efenim, ne zamandır yazmayı planladığım; ama sürekli ertelediğim, daha doğrusu bu çılgınlığımı tarif edecek kelimeler bulamadığım için bir türlü yayınlayamadığım bir yazı bu; ki kendisinin konusu da benim Twilight çılgınlığımdır.

21 yaşına merdiven dayamış biri olarak, 13 yaşındaki "teenage girl" triplerine girmeme engel olamıyorum bir türlü, hayır utanmasam facebook profil resmime sayın Edward Cullen'ın* resmini koyacağım!

Kitabını okumadığım için kendini izlemeyi sürekli ertelediğim bir filmdi bu. Zira, 2. defa sinemaya gösterime geldiğinde kitabına ihanet ederek, biraz sıkıntıdan, biraz da öğle sıcağından kaçmak için kendimi sinema salonuna attım.

Evet! Güzel bir film, fena değil, vasatın üstü. Serin salonda rahat koltuğumda bana güzel bir 2 saat geçirdi kendisi. İçimdeki ya da bilinçaltımdaki "teenage girl" güdümü dürtmüş olacak ki; filmden çıkar çıkmaz ilk işim Kitapsan'a gidip kitabını almak oldu.

Genelin aksine bu filmde kitabına baya sadık kalınmış, diyaloglar aynı. Bu yüzden biracık sıkılmadım değil. Ya da şöyle tarif edeyim size, bu kitabı okurken kitabı elimden bırakıp, yemek, uyku gibi günlük ihtiyaçlarımı gidermeye zamanım oldu. Bu yüzden serinin ilk kitabını 1,5 günde bitirdim diyelim.

Daha sonra deliler gibi Yeniay'ı** aramaya başladım. Ve kitabı bulur bulmaz başladım okumaya, kitabı okumak değil de yalayıp yutmak oldu benimkisi gerçi. Kitap defresif olmasına rağmen, hızlı bir şekilde ilerledi ve ben saatin gecenin dördü olduğunu farkettim. Sabah da çok erken bir saatte diş doktorumla randevum olmasa, bir önceki hafta final döneminde bana yapması bir türlü kısmet olmayan sabahlama eylemini gerçekleştirecektim hem de hiç esnemeden. Üzüle üzüle uyudum.

Serinin diğer kitaplarını da gece 4 ü geçirmemeye gayret ederek hızlı bir şekilde okumaya devam ettim. Ve son kitap Şafak Vakti de bitti. Yaklaşık altı günlük bir süreçti bu. Bu altı gün sürerken bu kitapları okumaya ve neler olacak diye merak etmeye o kadar alışmışım ki son kitap bitince içimde bir boşluk hissettim. Üzüldüm, üzüldüm, kitabı kütüphaneye diğerlerinin yanına yerleştirdim. Yeniden üzüldüm.

Buraya kadar herşey normal. Kitap bitti diye üzülen milyonlarca insan bulabilirsiniz dünyada. Ama benim gibi, kitabın arkasından resmen yas tutan bir kişi bulmak.. Biraz zor herhalde. O hafta hemen hemen her gece rüyamda kitaptaki karakterleri gördüm, tabi bu karakterler vampir olduğu için, çok da tatlı ve huzurlu bir rüya sayılmazdı benimkiler.

Aynı filmi ikinci defa seyretmekten hoşlanmasam da filmi tekrar tekrar defalarca izledim. Ve de kitabın da etkisiyle filmi tekrar tekrar izleyişlerim esnasında hayalgücümün de filmlere olan katkısı sayesinde daha önce vasatın biraz üstü bulduğum filmi ve vasat derecede yakışıklı olduğunu düşündüğüm Robert Pattison'ı mükemmel bulmaya başladım. Filme kitaptan eklemeler yapar, Robert'a da Edward'ın özelliklerini ekler hale geldim. Ve bunlar da doğal olarak herşeyi mükemmel hale getirdi.

İnternette bu seri ve Stephenie Meyer*** hakkında ne varsa herşeyi okudum. Ve o an yalnız olmadığımı anladım. Ben 20 yaşında biri olarak bu kadar çok etkilenmemem gerektiğini düşünürken 40 yaşında 3 çocuklu bir kadının da benle aynı şeyleri paylaştığını öğrendim. O an o kadın dünyanın bir ucunda olsa bile onunla o kitapları okuduğumuz süre boyunca aynı şeyi hissetmişiz dedim (işte teknolojinin hayatımıza kattıklarına bir örnek daha) ve bu "teenage girl" tribimden utanmamaya başladım. Beni kınayanlar ya da kınayacak olanlar önce kitabı okusun ve sonra benim gibi olmazlarsa eğer; o zaman laf etsinler bana!

İşte bu kadar!




*: Edward Cullen, hikayeyi anlatan Bella'nın her yönden mükemmel erkek arkadaşı. Kendisi aynı zamanda bir vampir.

**: Yeni Ay serinin Alacakaranlık'tan sonraki 2. kitabı. Yeni Ay'ı daha sonra Tutulma ve Şafak Vakti takip ediyor.

***: Stephenie Meyer bu serinin 33 yaşındaki, hayal gücüne hayran olduğum ve bir dönem kendisine mahkum yaşadığım yazarı.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Avucumda Gökyüzü

video